Hidayetincileri - İslamiyet  
Go Back   Hidayetincileri - İslamiyet > Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz > Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V)

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 28.01.10   #51 (permalink)
Administratör
 
Şeня-i нϋzϋn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kayıt Tarihi: 25.11.09
Yaş: 18
Konular: 324
Mesajlar: 665
Rep Puanı: 10
Standart Cevap: Hz. Peygamber (S.A.V.) Hayatından Kısa Notlar

Tebük seferi ile sevgili Peygamberimiz ve kahraman Eshabı Bizanslıların gözünü korkutmuş ve mukavemetlerini kırmış olarak nurlu Medine'ye yaklaşmışlardı.

Kainatın sultanı Medine'ye çok yakın olan Zi-Evan denilen yerde Eshabına konaklamalarını emretti. Sahabiler dinlenirken birkaç münafık sevgili Peygamberimize gelip Mescid-i dırar'a teşrif etmesini istedi.

Mescid-i Dırar Kuba'da bulunuyordu. Resulullah efendimizin Medine'ye hicreti esnasında Kuba'da yaptırdığı ilk mecsidin karşısına münafıklar tarafından yapılmıştı.

Sevgili Peygamberimiz Eshabıyla Tebük'e giderken münafıklar huzura gelip; "Ya Resulallah! Yeni bir mescid yaptık teşrif edip bize bir namaz kıldırır mısınız?" diyerek davet etmişler fakat sefer halinde olan Alemlerin efendisi nasib olursa Tebük'ten dönüşte uğrayabileceklerini buyurmuşlardı.

Münafıkların maksadı; Müslüman cemaati bölmek kendi emellerine alet etmek fitne çıkararak onları birbirlerine düşürmekti. Hatta Bizans askerlerini Medine'ye davet edip bu mescide depo ettikleri silahlarla onlara yardım edeceklerdi.

Peygamber efendimizin orada namaz kılmasını sağlamakla Mescid-i Dırar'ın mukaddes bir yer olduğu intibaı hasıl olacaktı. Böylece Müslümanlar orada namaz kılmak için birbirleriyle yarış edecek ve güya münafıkların ağına düşeceklerdi!..

Server-i alem efendimiz münafıkların bu davetini kabul buyurmuş gitmeğe karar vermişti. Allahü teâlâ Tevbe suresi 107-110. Ayet-i kerimelerini göndererek işin iç yüzünü bildirdi:

" Münafıklar arasında bir de müminlere zarar vermek hakkı inkar etmek müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resulüne karşı savaşmış olan adamı beklemek için bir mescid kuranlar ve: Bununla iyilikten başka birşey istemedik diye mutlaka yemin edecek olanlar da vardır. Halbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.

Onun içinde asla orada namaz kılma! İlk günden takva üzerine kurulan mescit (Kuba Mescidi) içinde namaz kılman elbette daha doğrudur. Onda temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da çok temizlenenleri sever.
Binasını Allah korkusu ve rızası üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır yoksa yapısını yıkılacak bir yarın kenarına kurup onunla beraber kendisi de çöküp cehennem ateşine giden kimse mi? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.

Yaptıkları bina kalblerinde şüphe ve ızdırap kaynağı olmakta kalbleri paralanana kadar devam edecektir. Allah bilendir hakimdir."

Bunun üzerine Alemlerin efendisi Malik bin Duhşüm ile Asım bin Adiy'e ; "Şu halkı zalim olan mescide gidiniz. Onu yıkınız yakınız" buyurdular.

Onlar akşam ile yatsı arasında gidip binayı ateşe verdiler. Sonra da yıkıp yerle bir ettiler. Münafıklardan hiç ses çıkmadı.

Sevgili Peygamberimizin Tebük seferi dönüşünde iki ay sonra münafıkların başı Abdullah bin Übeyy öldü. Bundan sonra münafıkların birlikleri bozulup dağıldılar.

Böylece sadece münafıkların değil Arabistan'da müşriklerin ve Yahudilerin de başları ezilmiş İslâm'a karşı durma engelleme faaliyetleri söndürülmüş oldu.
Şeня-i нϋzϋn isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.01.10   #52 (permalink)
Administratör
 
Şeня-i нϋzϋn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kayıt Tarihi: 25.11.09
Yaş: 18
Konular: 324
Mesajlar: 665
Rep Puanı: 10
Standart Cevap: Hz. Peygamber (S.A.V.) Hayatından Kısa Notlar

Peygamber efendimiz Medine'ye hicret ettikten sonra bir defa Hac etmiştir.
Peygamberimizin bu hacına " Hacetülveda" Hacetül'İslâm""Hacetülbelağ" "Hacetüttemam" gibi isimlerle anılmıştır.

Hz. İbn-i Ömer'e göre: Peygamberimiz bu hacında Müslümanlarla vedalaşınca "Bu Veda hacıdır!" demiştir. Peygamberimiz bundan sonra hac yapmamış bu hac kendisinin Veda hacı olmuştur.

Hz. İbn-i Abbas ise buna Hacetülveda demeyip Hacetül'İslâm demeyi daha uygun görmüş "Peygamber aleyhisselam Veda hacını Hacetül'İslâm ismiyle anardı." demiştir.

Peygamberimiz bu hacda Müslümanlara hac amellerini bizzat gösterdiği Vakfeları Cemreleri Tavafı öğrettiği helal ve haram olan şeyleri bildirdiği için bu hac Hacetülbelağ olmuştur.

"Bu gün sizin dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Size din olarak Müslümanlığı verip ondan hoşnud oldum" ayeti Veda hacı sırasında nazil olduğu için Veda hacına Hacetüt'tamam isminin verildiği de bildirdilmiştir..

İslâm'ın beş şartından biri olan Hac hicretin dokuzuncu yılında farz kılındı. Nazil olan ayet-i kerimede buyuruldu ki: "Orada (Kabe'de) apaçık alametler İbrahim'in makamı varır. Kim oraya girerse taarruzdan emin olur. Ona bir yol bulabilenlerin (gücü yetenlerin) o Beyt'i hac (ve ziyaret) etmesi Allahü teâlânın insanlar üzerinde bir hakkıdır farzıdır. Kim bu farzı inkar ederse şüphesiz ki Allahü teâlâ bütün alemlerden müstağnidir." (Al-i İmran suresi: 97)

Resulullah efendimiz Allahü teâlânın bu emrini Eshabına bildirdi. O sene hazret-i Ebu Bekir'i üç yüz kişilik bir kafileye hac emiri tayin etti. Bu kafilede bulunan Eshab-ı kiram hazret-i Ebu Bekir'in emirliğinde Mekke'ye gitti. Bu sırada "Berae" suresinin ilk ayet-i kerimeleri nazil oldu. Burada muahede hakkındaki bazı hükümler bildirildi. Sevgili Peygamberimiz bunu bildirmek üzere hazret-i Ali'yi de Mekke'ye gönderdi.

O zaman Arablar arasında yaygın olan bir geleneğe göre bir antlaşma yapılır veya yapılmış olan bir antlaşma bozulursa bunu bizzat yapan veya onun tayin ettiği bir akrabası ilan ederdi. Peygamber efendimiz bu iş için hazret-i Ali'yi hac kafilesinin arkasından Mekke'ye gönderdi. Hazret-i Ali kafileye yetişip birlikte Mekke'ye girdiler.

Hazret-i Ebu Bekir bir hutbe okudu ve hac ibadetini anlattı. Eshab-ı kiram öğretilen esaslara göre hac yaptılar. Hac ibadeti eda edilirken hazret-i Ali de Mina'da "Cemre-i Akabe" denilen yerde bir hutbe okudu. Bu hutbesinde;
"Ey insanlar! Beni size Resulullah gönderdi" diyerek söze başladı ve Berae suresinin ilk ayet-i kerimesini okudu. Bundan sonra; "Ben size dört şeyi bildirmeye memurum" dedi. Bu dört husus şunlar idi:

1- Müminlerden başka hiç kimse Cennet'e giremez.
2- Bu seneden sonra hiçbir müşrik Kabe'ye yaklaşamayacak.
3- Hiçbir kimse Kabe'yi çıplak tavaf etmeyecek (o zaman müşrikler Kabe'yi çıplak oldukları halde tavaf ederlerdi.)
4- Her kimin Resulullah ile antlaşması varsa müddeti bitinceye kadar muteber olacak. Bunun dışındakilere dört ay mühlet tanınmıştır. Bundan sonra hiçbir müşrik için ahd ve himaye yoktur."

O günden sonra hiçbir müşrik Kabe'ye gelmedi ve hiç kimse çıplak olarak Kabe'yi tavaf etmedi. Bu hususlar bildirildikten sonra müşriklerden çoğu Müslüman oldu. Hac farizası yerine getirildikten sonra hazret-i Ebu Bekir ve hazret-i Ali Eshab-ı kiram ile beraber Medine'ye döndüler.

Hicretin onuncu yılında İslâmiyet bütün Arab yarımadasına yayıldı.

Arabistan'ın her tarafından insanlar Medine'ye geliyor; Müslüman olmakla şereflenmek ebedi saadete kavuşmak için birbirleriyle yarış ediyorlardı. Artık Arabistan'da Müslümanlara karşı duracak hiçbir kuvvet kalmamış İslâmiyet her tarafa hakim olmuştu. Sadece bazı Yahudi ve Hıristiyan kabileleri Müslüman olmamıştı.

Sevgili Peygamberimiz hicretin onuncu yılında Halid bin Velid'i dört yüz mücahid ile Yemen civarında bulunan Haris bin Ka'boğullarını İslâm'a davet etmek üzere gönderdi. Halid bin Velid hazretleri Resulullah efendimizin emri üzerine bu kabileyi üç gün üst üste İslâm'a davet etti. Onlar da davete icabet ederek Müslüman oldular.

Yine bu yılda Resul-i ekrem efendimiz Necranlı hıristiyanlar ile sulh antlaşması yaptı. Bunlardan bazıları daha sonra kendiliklerinden Müslüman oldu. Aynı yıl hazret-i Ali de Eshab-ı kiramdan üç yüz kişi ile birlikte Yemen'de bulunan Medlec kabilesini İslâm'a davet etmek için gönderildi. Önce karşı çıkmalarına rağmen daha sonra Müslüman oldular. Peygamber efendimiz bu sene İslâmiyet'in yayıldığı bütün beldelere valiler ve zekat toplamak üzere görevliler (amil sai) gönderdi.

Hicretin onuncu senesinde Peygamber efendimiz hac için hazırlanıp Medine'deki Müslümanlara da hac için hazırlanmalarını emir buyurdu. Medine dışında bulunanlara da haber gönderdi. Bunun üzerine binlerce Müslüman Medine'de toplandı.

Hazırlıklar tamamlanınca sevgili Peygamberimiz Zilka'da ayının 25. Günü 40 bin kişilik bir kafile ile öğle namazından sonra Medine'den hareket etti. Server-i kainat efendimiz; "Ey Allah'ım! Bunu bana içinde riya gösteriş ve şöhret bulunmayan mebrur ve makbul bir hac kıl" diyerek dua eyledi. İhrama girip Cebrail aleyhisselamın aber vermesiyle yüksek sesle telbiye getirmeye başladı. Buna Eshab-ı kiram da katılınca yer gök telbiye nidaları ile inlemeye başladı. "Lebbeyk! Allahümme Lebbeyk! Lebbeyk! La şerike leke lebbeyk! İnnelhamde venni'mete leke vel mülke la şerike lek!..."

Sevgili Peygamberimiz kesilmek üzere 100 kurbanlık deve götürdü. 10 gün süren yolculuktan sonra Zilhicce'nin 4. Günü Mekke'ye vardılar. Yemen'den ve diğer beldelerden hac yapmak üzere gelenlerin de katılmasıyla Müslümanların sayısı 124 bini aştı.

Sevgili Peygamberimiz Zilhicce'nin 8. Günü Mina'ya 9. (Arefe) günü Arafat'a gittiler. Arafat vadisinin ortasında öğleden sonra Kusva adındaki devesinin üstünde Veda Hutbesi'ni okuyup Eshab-ı kiram ile vedalaştılar.

Efendimiz Veda Hutbesi'ni okuduğu gün Maide suresinin; "Bugün dininizi sizin için ikmal eyledim. Üzerinize olan nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâmiyet'i vermekle razı oldum..." mealindeki 3. Ayet-i kerimesi nazil oldu.
Peygamber efendimiz bu ayet-i kerimeyi Eshab-ı kirama okuyunca hazret-i Ebu Bekir ağlamaya başladı. Eshab-ı kiram ağlamasının sebebini sorunca; "Bu ayet-i kerime Resulullah'ın vefatının yakın olduğuna delalet ediyor. Onun için ağlıyorum" buyurdu.

Resulullah efendimiz Mekke'de 10 gün kalıp Veda hacını yaptı ve Veda tavafı yaparak Medine'ye döndü. Veda hacından sonra Eshab-ı kiram geldikleri yerlere gidip Resulullah'ın bildirdiği ve emrettiği şeyleri oralarda anlattılar.

Hicretin onuncu yılında vuku bulan bir hadise de peygamberlik iddiasında bulunan yalancıların ortaya çıkmasıdır. Bunlardan birisi Yemen'de ortaya çıkan Esved-i Ansi'dir. Peygamberimizin emri üzerine Esved-i Ansi Yemen'deki Müslümanlar tarafından evinde öldürüldü. (Diğeri de Müseylemet-ül Kezzab'dır. Peygamber efendimizin vefatından sonra hazret-i Ebu Bekir Müseyleme üzerine Halid bin Velid kumandasında bir ordu gönderdi. Müseyleme Vahşi "radıyallahü anh" tarafından öldürüldü.)
Şeня-i нϋzϋn isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.01.10   #53 (permalink)
Administratör
 
Şeня-i нϋzϋn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kayıt Tarihi: 25.11.09
Yaş: 18
Konular: 324
Mesajlar: 665
Rep Puanı: 10
Standart Cevap: Hz. Peygamber (S.A.V.) Hayatından Kısa Notlar

Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemiyeceğim.

Ey insanlar! Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise canlarınız mallarınız namuslarınız da öyle mukaddestir. Her türlü tecavüzden korunmuştur.

Eshabım! Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bu günkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulanmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildirilen kimse burada ulunup işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.

Eshabım! Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin! Faizin her çeşidi kaldırılmıştır o ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermeniz gerekir. Ne zulmediniz ne de zulme uğrayınız. Allahü teâlânın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin adetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdülmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

Eshabım! Cahiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdülmuttalib'in torunu (amcamoğlu) Rebia'nın kan davasıdır.

Ey insanlar! Harbedebilmek için haram ayların yerlerini değiştirmek şüphesiz ki küfürde çok ileri gitmektir. Bu kafirlerin kendisiyle dalalete düşürüldükleri bir şeydir. Bir sene helal olarak kabul ettikleri (bir ayı) öbür sene haram olarak ilan ederler. Cenab-ı Hakk'ın helal ve haram kıldıklarının sayısına uydurmak için bunu yaparlar. Onlar Allahü teâlânın haram kıldığını helal helal kıldığını da haram ederler.

Hiç şüphe yok ki zaman Allahü teâlânın yarattığı gündeki şekil ve nizamına dönmüştür.

Ey insanlar! Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyetini kurma gücünü ebedi surette kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allahü teâlâdan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allahü teâlânın emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve ifetlerini Allahü teâlâ adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız; onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların aile mahremiyetinizi sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa onları hafifçe dövüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları meşru bir şekilde her türlü yiyim ve giyimlerini te'min etmenizdir.

Ey müminler! Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allahü teâlânın kitabı Kur'an-ı kerimdir. (Başka rivayetlerde; "Sünnetim" ve "Ehl-i beytim" diye de bildirilmiştir.)
Ey mü'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi muhafaza ediniz! Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun.

Eshabım! Nefsinize (kendinize) de zulmetmeyiniz. Kendinizin de üzerinizde hakkı vardır.

Ey insanlar! Allahü teâlâ her hak sahibine hakkını (Kur'an-ı kerimde) vermiştir. Varise vasiyete lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz yahud efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör Allahü teâlânın gazabına meleklerin ve bütün Müslümanların lanetine uğrasın! Cenab-ı Hak bu gibi insanların ne tövbelerini ne de adalet ile şehadetlerini kabul eder.
Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Adem ise topraktandır. Allah katında en kıymetliniz takvası çok olanınızdır. Arabın Arab olmayana bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.
Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar ne diyeceksiniz?!..."

Eshab-ı kiram; "Allahü teâlânın dinini tebliğ ettin. Vazifeni yerine getirdin. Bize vasiyet ve nasihatte bulundun diye şehadet ederiz" dediler.

Bunun üzerine Resul-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz mübarek şehadet parmağını kaldırarak cemaat üzerine çevirip indirdiler ve; "Şahid ol ya Rab! Şahid ol ya Rab! Şahid ol ya Rab!" buyurdular.
Şeня-i нϋzϋn isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.01.10   #54 (permalink)
Administratör
 
Şeня-i нϋzϋn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kayıt Tarihi: 25.11.09
Yaş: 18
Konular: 324
Mesajlar: 665
Rep Puanı: 10
Standart Cevap: Hz. Peygamber (S.A.V.) Hayatından Kısa Notlar

Hicretin on birinci senesi idi. Cebrail aleyhisselam bu sene geldiğinde sevgili Peygamberimize Kur'an-ı kerimi iki defa baştan sona okudu. Halbuki daha önceki yıllarda Kur'an-ı kerimi bir defa okumuştu.

Efendimiz Cebrail aleyhisselamın en son tebliğ ettiği; "Allahü teâlânın yardımı ve zafer günü gelip insanların Allahü teâlânın dinine (İslamiyet'e) akın akın girdiklerini görünce Rabbini hamd ve tesbih et! O'ndan af dile! Çünkü O tövbeleri daima kabul eder" mealindeki Nasr suresini dinlerdikten sonra; "Ya Cebrail! İçimden ölümümün yaklaştığını duyuyorum" buyurdu.
Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam şu ayet-i kerimeleri okudu mealen; "Ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır. Rabbin sana razı oldum deyinceye kadar her istediğini verecek" (Duha suresi: 45)

Sevgili Peygamberimiz o gün Medine'de bulunan bütün Eshab-ı kriamının öğle namazında mescidde toplanmaları için haber gönderdi. Server-i alem efendimiz namazı kıldırdıktan sonra bir hutbe irad ettiler.

Bu öyle bir hutbe idi ki dinleyen bütün kalbler ürpermiş gözlerinden yaşlar boşanmıştı. Daha sonra; "Ey insanlar! Sizin peygamberiniz olarak beni nasıl buldunuz" buyurunca Eshab-ı kiram;

"Ya Resulallah! Allahü teâlâ sana bizim tarafımızdan bol bol hayırlar ihsan buyursun. Sen bizim için çok şefkatli bir baba nasihatte bulunan şefkatli bir kardeş gibiydin. Allahü teâlânın sana lütfettii peygamberlik vazifesini yerine getirdin. Vahyedilenleri bize ulaştırdın. Rabbinin yoluna İslam'a hikmet ile güzel nasihat ile davet ettin çağırdın. Allahü teâlâ sana en güzel ve en yüksek karşılıkları versin" dediler.

Efendimiz; "Ey mü'minler! Allah aşkına kimin bende hakkı varsa kalksın gelsin kıyametten önce burada alsın" buyurdular. Fakat kalkıp gelen olmadı. Resulullah efendimiz ikinci ve üçüncü defalar da Allahü teâlânın adını anarak; "Hakkı olan gelsin alsın" buyurdu.

Bunun üzerine Eshab-ı kiramdan pir-i fani olan hazret-i Ukaşe kalktı. Resulullah'ın huzuruna vardı. Sonra; "Anam-babam sana feda olsun ya Resulallah! Tebük gazasında seninle beraberdim. Tebük'ten ayrıldığımız sırada benim devemle sizinki yanyana gelmişlerdi. Ben devemden indim. Sana yaklaştım. Maksadım seni mübarek vücudundan öpmekti o zaman kamçı ile sırtıma vurmuştun. Niçin vurduğunu bilmiyorum" dedi.

Peygamber efendimiz; "Ya Ukaşe! Allahü teâlâ seni Resulünün kasten vurmasından muhafaza eylesin. Ya Bilal! Kızım Fatıma'nın evine git. O kamçıyı bana getir" diye emretti.
Şeня-i нϋzϋn isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.01.10   #55 (permalink)
Administratör
 
Şeня-i нϋzϋn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kayıt Tarihi: 25.11.09
Yaş: 18
Konular: 324
Mesajlar: 665
Rep Puanı: 10
Standart Cevap: Hz. Peygamber (S.A.V.) Hayatından Kısa Notlar

Hazret-i Bilal Resulullahın kamçısını getirmek üzere mescidden çıktı. Elini başına koymuş "Resulullah kendisine kısas yaptıracak!" diye hayretler içerisinde kalmıştı. Eve varınca kapıyı çalıp; "Ey Resulullah'ın kerimesi! Bana Resulullah'ın kamçısını ver!" deyince hazrte-i Fatıma validemiz; "Ya Bilal! Şimdi ne hac zamanı ne de gaza! Babam kamçıyı ne yapacak?" diye sordu.
Bilal ; "Ey Fatıma! Haberin yok mu? Resulullah'a onunla kısas yapılacak!" dedi. Hz. Fatıma validemiz; "Ya Bilal! Resulullah'tan kısas ile hakkını almaya kimin gönlü razı olur? Madem ki istedi vereyim. Fakat Hasan ve Hüseyin'e söyle hakkını kim alacaksa kısası kendilerine yaptırsınlar. O zat hakkını onlardan alsın. Sakın Resulullah'a kısas yaptırmasınlar" diye hazret-i Bilal'e sıkıca tenbih etti.

Bilal mescide geldi ve kamçıyı Resulullah efendimize O da hazret-i Ukaşe'ye verdi. Hz. Ebu Bekir ve Ömer bu durumu görünce; "Ey Ukaşe! İşte biz yanında hazırız hakkını bizden al. Ne olur Resulullah'dan alma!" diye yalvardılar.

Bunun üzerine Peygamber efendimiz hazret-i Ebu Bekir'e; "Ey Ebu Bekir! Sen bırak çekil aradan. Ey Ömer! Haydi sen de çekil. Allahü teâlâ sizin yüksek derecenizi bilmektedir" buyurdu.

Sonra hazret-i Ali kalktı; "Ey Ukaşe! Resulullah'a vurmana gönlüm razı olmuyor. İşte sırtım ve karnım. Gel hakkını benden al istersen yüz kerre vur. Fakat Resulullah'a dokunma!" deyince Peygamber efendimiz; "Ey Ali! Sen de otur. Allahü teâlâ senin de yüksek mertebeni durumunu bilmektedir" buyurdu.

Bu defa hazret-i Hasan ile Hüseyin kalktılar "Ey Ukaşe! Sen de biliyorsun ki biz Resulullah'ın torunlayırız. Onun için bize kısas Resulullah'a kısas demektir. Hakkını bizden al ne olur Resulullah'a vurma!" deyince Peygamber efendimiz onlara; "Siz de oturunuz ey iki gözümün neş'eleri" buyurdular.

Sonra; "Ey Ukaşe! Gel vur!" buyurdular. Ukaşe; "Ya Resulullah! Sen bana vurduğun zaman benim vücudum açıktı" deyince sevgili Peygamberimiz mübarek sırtını açtı. Bu sırada Eshab-ı kiramdan hıçkırıklar duyuldu; "Ya Ukaşe! Resulullah'ın mübarek sırtına vuracak mısın?" dediler.

Herkes üzüntü içerisinde bekleşiyordu. Hazret-i Ukaşe Resulullah efendimizin mübarek sırtındaki Peygamberlik mührünü görünce birden bire; "Anam-babam sana feda olsun ya Resulullah! Hakkını almak için senin o mübarek sırtına vurmaya sana kısas yapmaya kimin gücü yeter buna kim cesaret edebilir?" diyerek Kainatın sultanının mübarek mühr-i nübüvvetini öpüverdi. "Maksadım bu idi" dedi. Eshab-ı kiramın hepsi; "Ne mutlu sana ne mutlu sana! Ey Ukaşe" dediler...
Şeня-i нϋzϋn isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.01.10   #56 (permalink)
Administratör
 
Şeня-i нϋzϋn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kayıt Tarihi: 25.11.09
Yaş: 18
Konular: 324
Mesajlar: 665
Rep Puanı: 10
Standart Cevap: Hz. Peygamber (S.A.V.) Hayatından Kısa Notlar

Safer ayının son günleriydi. Alemlerin efendisi kuzeydeki Bizans imparatorluğunun müslümanlar için büyük bir tehlike olmadan önce onları tekrar İslam'a davet etmek kabul etmezlerse harbetmek ve İslam Devleti'nin emrine sokmak istiyordu. Bu sebeple Rumlarla muharebe etmek üzere kahraman Eshabının hazırlanmasını emir buyurdular.

Eshab-ı kiram hazırlık yapmak için dağıldı. Resul-i ekrem efendimiz hazret-i Üsame bin Zeyd'i çağırdılar; "Ey Üsame! Şam'a Belka sınırına Filistin'deki Darum'a babasının şehid edildiği yere kadar Allahü teâlânın ismiyle ve bereketiyle git. Onları atlara çiğnet. Seni bu orduya başkumandan tayin ettim. Übnalıların üzerine ansızın varıp üzerlerine şimşek gibi saldır.

Varacağın yere haber ulaşmayacak şekilde hızlı git. Yanına kılavuzları alıp casus ve göcüleri önünden ilerlet Allahüt eala zafer ihsan ederse onların arasında az kal" buyurdular.

Cürf'te karargah kurmalarını emir buyurup mübarek elleriyle sancağı bağlayarak teslim ettiler. Mescidde minbere çıktılar; "Ey Eshamım! Üsame'nin babası Zeyd kumandanlığına nasıl layık ve benim katımda nasıl en sevgiliyse ondan sonra oğlu Üsame de kumandanlığa öyle layıktır. Üsame benim katımda insanların en sevgililerindendir" buyurdu.

Hazret-i Üsame'nin kumandası altında savaşa gideceklerin arasında; hazret-i Ebu Bekir hazret-i Ömer hazret-i Ebu Ubeyde bin Cerrah hazret-i Sa'd bin Ebi Vakkas gibi Eshabın ileri gelenleri de vardı.

Fakat ertesi gün Kainatın sultanı ainden hastalandığı için ordunun gitmesi Peygamber efendimizin ahırete irtihalinden sonraya kalmıştı. Sevgili Peygamberimiz şiddetli humma yakalanmışlardı. Gittikçe ateşi artıyor hastalık şiddetleniyordu. Ağırılarının azaldığı bir gece yarısı yatağından kalktılar. Giyenerek gitmeye hazırlandılar.

Bunu gören hazret-i Aişe validemizi; "Anam-babam canım sana feda olsun ya Resulallah! Nereye gidiyorsunuz?" diye sordu; Efendimiz; "Baki kabristanlığında medfun bulunanlar için istigfar etmek üzere emir aldım. Oraya gidiyorum" buyurdu.

Yanına Ebu Müveyhib ile Ebu Raifi'yi alarak gittiler. Mezarlıkta uzun uzun dua edip onların af ve magfireti için Allahü teâlâya yalvardılar. Peygamber efendimizin bu ısrarlı yalvarması karşısında yanında bulunan sahabiler; "Biz de şimdi burada medfun bulunsaydık da Resulullah efendimizin bu duasına mazhar olmakla şereflenseydik!" dediler.
Şeня-i нϋzϋn isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.01.10   #57 (permalink)
Administratör
 
Şeня-i нϋzϋn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kayıt Tarihi: 25.11.09
Yaş: 18
Konular: 324
Mesajlar: 665
Rep Puanı: 10
Standart Cevap: Hz. Peygamber (S.A.V.) Hayatından Kısa Notlar

Sevgili Peygamberimiz Baki kabristanlığını ziyaretinde Ebu Müveyhib'e dönerek; "Ey Ebu Müveyhib! Ben dünya hazineleri ile ahıret nimetlerini seçmede serbest bırakıldım. İstersen dünyada baki ol sonra Cennet'e git istersen Likaullah (Allahü teâlâya kavuşmak) hasıl olup Cennet'e gir dediler. Ben Likaullahı ve sonra Cennet'i seçtim" buyurdu.

Bir gün de Uhud'da bulunan şehidler için magfiret dilemek üzere yola çıktılar. Onlar için Allahüteâlâya uzun uzun yalvararak dua eylediler. Sonra mescide gelip Eshab-ı kirama;

"Ben sizin Kevser havuzuna en önce kavuşanınız karşılayanınız olacağım. Sizinle buluşma yerimiz orasıdır... Ben sizin için benden sonra müşrikliğe dönersiniz diye korkmam. Ancak dünyaya kapılır onun içinbirbirinizi kıskanır birbirinizi öldürürsünüz. Neticede sizden öncekilerin yok olup gittikleri gibi siz de yok olur gidersiniz diye korkarım!.." buyurdular. Sonra saadethanelerini teşrif ettiler.

Hastalıkları ağırlaşmıştı. Mübarek hanımefendileri sevgili Peygamberimizin hazret-i Aişe validemizin evinde kalmalarını kendi haklarını ona tercih ettiklerini bildirdiler. Zevce-i mutahharalarının bu fedakarlıklarına memnun olup hepsine dua ettiler ve ondan sonraki günlerini hazret-i Aişe validemizin evinde geçirmeye başladılar.

Resul-i ekrem efendimizin ateşi çok artmıştı. Ateşin şiddetinden yatağında bir taraftan diğer tarafa dönmek mecburiyetinde kalıyordu. O halde iken Eshab-ı kiram ziyarete gidiyor Efendimizin çektiği şiddetli sıkıntıya ziyadesiyle üzülüyorlardı. Hz. Ebu Sa'id-i Hudri anlattı ki:

"Resulullah'ın mübarek huzuruna gitmiştim. Üzerinde kadife bir örtü bulunuyordu. Hastalğın verdiği sıcaklık örtüden dışarı çıkıyor hararetten elimizi örtüye dokunduramıyorduk. Hayretimizi ve üzüntümüzü gören Resulullah efendimiz; "En şiddetli bela peygamberlere olur. Buna rağmen peygamberin belalara sevinmesi sizin verilen ihsanlara sevinmenizden daha fazladır" buyurdu."

Hz. Ümmü Bişr bin Bera da şöyle anlattır: "Resulullah'ın ziyaretine gitmiştim. Mübarek vücudu ateş gibi yanıyordu. "Canım sana feda olsun ya Resulullah! Ben hiçbir zaman böyle şiddetli bir hastalık görmedim!.." dedim. Buyurdular ki: "Ey Ümmü Bişr! Hastalığın şiddetli olması sevabımın çok olması içindir. Bu hastalık Hayber'de tatmış olduğum zehirli etin eseridir. O etin acısını her zaman duyardım. O gün yediğim zehir şimdi ebherimi yani avort damarımı koparmaktadır" buyurdu.
Şeня-i нϋzϋn isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.01.10   #58 (permalink)
Administratör
 
Şeня-i нϋzϋn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kayıt Tarihi: 25.11.09
Yaş: 18
Konular: 324
Mesajlar: 665
Rep Puanı: 10
Standart Cevap: Hz. Peygamber (S.A.V.) Hayatından Kısa Notlar

Hastalık günden güne şiddetleniyordu. Sevgili Peygamberimiz Abdullah bin Mes'ud hazretlerine buyurdu ki: "Hastalığa tutulan hiçbir müslüman yoktur ki Allahü teâlâ onun hata ve günahlarını ağacın yaprakları döküldüğü gibi dökmesin!"

Eshab-ı kiram bu duruma çok üzülüyor evlerinde rahat edemiyorlardı. Mescide toplandılar. Peygamber efendimizin durumunu sormak üzere hazret-i Ali'yi huzura gönderdiler. Alemlerin efendisi işaretle; "Eshabım ne diyorlar?" diye sordular.

O da; "Resulullah aramızdan giderse!.. diye çok üzülüp telaş ediyorlar" dedi. Eshabına olan merhametleri çok daha fazla olan sevgili Peygamberimiz hastalığının şiddetine katlanarak kalktılar hazret-i Ali ve hazret-i Fadl bin Abbas'a dayanarak mescide geldiler.

Minbere çıkarak Allahü teâlâya hamd ve sena ettikten sonra Eshab-ı kirama; "Ey Eshabım! Benim ölümümü düşünüp telaş ediyormuşsunuz. Hiçbir peygamber ümmeti arasında sonsuz kaldı mı ki ben de sizin aranızda sonsuz kalayım? Biliniz ki ben Rabbime kavuşacağım. Size nasihatım olsun ki Muhacirlerin büyüklerine saygı gösteriniz! Ey Muhacirler! Size de vasiyetim şudur ki Ensara iyilik ediniz! Onlar size iyilik etti. Evlerinde barındıdı. Geçinmeleri sıkıntılı olduğu halde sizi kendilerinden üstün tuttular. Mallarına sizi ortak ettiler. Her kim Ensar üzerine hakim olur ise onları gözetsin kusur edenleri olursa affetsin" buyurdu.

Sonra nasihatlar edip; "Allahü teâlâ bir kulunu dünyada kalmak ile Rabbine kavuşmak arasında serbest bıraktı. O kul Rabbine kavuşmak istedi" buyurdu.
Hazret-i Ebu Bekir Resulullah efendimizin sözleriyle vefatına işaret buyurduğunu anlayıp; "Canımız sana feda olsun ya Resulallah!" diyerek ağlamaya başladı. Merhamet deryası sevgili Peygamberimiz; "Ağlama ya Eba Bekir!" buyurarak ona sabır ve katlanmak lazım geldiğini emretti.

Mübarek gözlerinden yaş akıyordu. "Ey Eshabım! Din-i İslam yolunda sıdk ve ihlas ile malını feda eden Ebu Bekir'den çok razıyım. Ahıret yolunda arkadaş edinmek elde olsaydı onu seçerdim" buyurdu ve; "Mescide açılan kapılardan Ebu Bekir'inki hariç hepsini kapatınız" diye emrettiler.

Sonra minberden inerek hazret-i Aişe validemizin odasına döndüler.
Şeня-i нϋzϋn isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.01.10   #59 (permalink)
Administratör
 
Şeня-i нϋzϋn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kayıt Tarihi: 25.11.09
Yaş: 18
Konular: 324
Mesajlar: 665
Rep Puanı: 10
Standart Cevap: Hz. Peygamber (S.A.V.) Hayatından Kısa Notlar

Resulullah efendimizin hastalığı ağırlaşıp veda konuşmaları yapmasına çok üzülen Eshab-ı kiram ağlamaya başladılar.

Bunun üzerine Peygamber efendimiz hazret-i Ali'nin ve Fadl bin Abbas'ın kollarına girerek tekrar mescidi teşrif ettiler. Minberin alt basamağında durup Eshab-ı kirama şöyle buyurdular;

"Ey Muhacirler ve ey Ensar! Vakti belli olan bir şeye kavuşmak için acele etmenin faydası yoktur. Allahü teâlâ hiçbir kulu için acele etmez. Bir kimse Allahü teâlânın kaza ve kaderini değiştirmeye iradesinden üstün olmaya kalkışırsa onu kahr ve perişan eder. Allahü teâlâya hile etmek O'nu aldatmak istiyenin işleri bozulup kendi aldanır.

Biliniz ki ben sizlere karşı rauf ve rahimim. Siz de bana kavuşacaksınız. Kavuşacağınız yer Kevser havuzunun başıdır. Cennet'e girmek bana kavuşmak isteyen boş yere konuşmasın.

Ey müslümanlar! Kafir olmak günah işlemek; nimetin değiştirmesine rızkın azalmasına sebeb olur. İnsanlar Allahü teâlânın emirlerine itaat ederse hükumet başkanları amirleri valileri onalra merhamet ve şefkat eder. Fısk fücur taşkınlık yapar günah işlerlerse merhametli başkanlara kavuşamazlar.
Benim hayatım sizin için hayırlı olduğu gibi ölümüm de hayırdır ve rahmettir. Eğer bir kimseyi haksız yere döğmüş veya fena bir söz söylemiş isem bana aynı şeyi yaparak hakkını almasına; birinizden harkız bir şey almış isem geri istemesine razıyım ve helallaşmağa hazırım. Çünkü dünya cezası ahıret cezasından pek hafiftir. Buna katlanmak daha kolaydır."

Daha önce hazret-i Ebu Bekir'den mümnuniyetini ifade ettikleri gibi bu hutbede de hazret-i Ömer'den memnuniyetlerini bildirip; "Ömer benimledir ben de onunlayım. Benden sonra hak Ömer'le beraberdir" buyurdular.
Resulullah efendimiz bu hutbeden sonra minberden indi. Namazdan sonra tekrar minbere çıkıp vasiyeyet ve nasihatten sonra; "Sizi Allahü teâlâya ısmarladım" buyurdular ve Eshabdan ayrılıp odasını teşrif ettiler.
Şeня-i нϋzϋn isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.01.10   #60 (permalink)
Administratör
 
Şeня-i нϋzϋn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kayıt Tarihi: 25.11.09
Yaş: 18
Konular: 324
Mesajlar: 665
Rep Puanı: 10
Standart Cevap: Hz. Peygamber (S.A.V.) Hayatından Kısa Notlar

Alemlerin efendisi şiddetli ağrılarının olduğu bir gün Eshab-ı kiram ile helallaşmak ahırete kul haklarıyla gitmemek için Bilal-i Habeşi hazretlerini çağırttı. Ona; "Halka seslen! Mescide toplansınlar. Onlara son vasiyetimi yapmak istiyorum!.." buyurdular.

Hazret-i Bilal; Eshabı mescide topladı. Sevgili Peygamberimiz hazret-i Ali ve Hz. Fadl'a dayanarak mescidi teşrif ettiler Minbere oturup Allahü teâlâya hamd ve senadan sonra;

"Ey Eshabım! Bilmiş olunuz ki aranızdan ayrılmam yaklaştı. Kimin bende hakkı varsa benden istesin. Benim yanımda sevgili olan benden hakkını istesin veya helal etsin ki Rabbime ve rahmetine bunları ödemiş olarak kavuşayım" buyurdular.

Sonra minberden inip öğle namazını kıldırdılar. Namazdan sonra tekrar minbere çıkıp namazdan önce buyurduğunu tekrar ettiler.

Sevgili Peygamberimizin vefatına üç gün kala hastalığı ağırlaştı. Mescide çıkıp cemaate namaz kıldıramadılar. Cemaatla kılamadığı ilk namaz yatsı namazı idi.

Hazret-i Bilal her zamanki gibi vakitte kapıya gelip; "Es-salat ya Resulallah!" dedi. Sevgili Peygamberimizin dermansızlıktan mescide gitmeye mecali yoktu. "Ebu Bekir'e söyleyiniz! Eshabıma namazı kıldırsın" buyurdu.

Hazret-i Aişe validemiz; "Canım sana feda olsun ya Resulallah! Babam yumuşak kalbli ve çok üzüntülüdür. Zat-ı alinizin makamına durup orada sizi göremezse ağlamaktan okuyamaz. İmamete Ömer'in geçmesini emreder misiniz?" diyerek sual eyledi.

Peygamber efendimiz tekrar; "Ebu Bekir'e söyleyiniz! Eshabıma imam olup namazı kıldırsın" buyurdular. Hazret-i Bilal Hz.Ebu Bekir-i Sıddik'a durumu bildirdi. Hazret-i Ebu Bekir mihrabda Resulullah efendimizi göremeyince kalbinden vurulmuşa döndü aklı gideyazdı. Ağladı!.. ağladı!.. Eshab-ı kiram da ağlamaya başladılar.

Habibullah efendimiz mescidden gelen bu feryadın ne olduğunu sorunca hazret-i Fatıma validemiz; "Canım sana feda olsun ya Resulallah! Eshabın ayrılığımıza dayanamadığı için ağlıyorlar!.." diye durumu arzetti. Merhamet deryası sevgili Peygamberimiz çok müteessir olmuşlardı. Eshabını teselli eylemek için hastalığının bu kadar şiddetine rağmen güçlükle kalktılar.

Hazret-i Ali ve hazret-i Abbas'a dayanarak mescide geldiler. Namazdan sonra; "Ey Eshabım! Siz Allahü teâlânın hıfzındasınız ve sizi Allahü teâlâya emanet ettim! Takva üzere olun. Allahü teâlâdan korkun Allahü teâlânın emrini tutun ve itaat edin. Ben artık bu dünyadan ayrılıyorum" buyurdular.
Şeня-i нϋzϋn isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Gitmek İstediğiniz Forum Başlığı


Saat: 00:45

Telif Hakları vBulletin® v3.8.3 Copyright ©2000 - 2010, ve
Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
Tercüme Eden: HüSeyiN